2014'te programatik reklamcılığa girdiğimde "growth hacking" terimi yeni yeni konuşuluyordu. Herkes bir numarayı paylaşıyordu: viral döngü, referral mekanizması, onboarding optimizasyonu. Sanki büyüme bir hack'ti — bulunması gereken gizli bir şifreydi.

11 yıl sonra geriye bakıyorum. Ne değişti, ne değişmedi? Sahada gördüklerim, okuduklarımdan çok farklı.

Değişmeyen şey: Temel pazarlama mantığı

Growth marketing'in geleneksel pazarlamadan "farklı" olduğu söylenir. Ama sahada çalışırken fark ettim ki en başarılı growth stratejileri, köklü pazarlama prensiplerini yeni araçlarla uygulamaktan ibaretti.

Doğru hedef kitle. Net teklif. İkna edici mesaj. Ölçüm. Optimizasyon. Bunlar 1960'da da geçerliydi, 2024'te de. Araçlar değişti — dijital kanallar, gerçek zamanlı veri, otomasyon. Ama temel mantık aynı.

Growth hacking, pazarlamanın üzerine kısa yol koymak değil. Pazarlamayı daha hızlı ve ölçülebilir yapmak.

Gerçekten değişen şey: Karar alma hızı

Geleneksel pazarlamada bir kampanya başlatırsınız, haftalarca bekler, sonuçları değerlendirirsiniz. Growth odaklı yaklaşımda ise döngü çok daha kısa: hipotez — test — ölç — öğren — tekrar.

Bu fark küçük görünüyor ama pratikte derin bir kültür değişimi gerektiriyor. Çoğu şirket "veri odaklıyız" diyor ama haftalık rapor toplantılarında karar alıyor. Gerçek anlamda growth odaklı çalışmak, kararların günlük veriye göre şekillenmesi demek.

Growth'u öldüren şey: Taktik bağımlılığı

Growth marketing'in en büyük tuzağı şu: Bir taktik çalışıyor, o taktiğe yapışıyorsunuz. Referral mekanizması işe yaradı mı, her şeye referral ekliyorsunuz. Push bildirimi dönüşüm sağladı mı, kullanıcıyı bildirimlerle boğuyorsunuz.

Sonuç: Kısa vadede metrikler yükseliyor, uzun vadede marka erozyonu başlıyor. Kullanıcılar yılıyor. Unsubscribe oranları artıyor. Ve bir gün o "çalışan taktik" çalışmaz oluyor — ama neden çalışmadığını kimse açıklayamıyor.

10 yılda gerçekten ne öğrendim?

Ajans tarafında, yayıncı tarafında, marka tarafında çalıştım. Büyük bütçeler gördüm, sıfır bütçeyle büyüyen şirketler gördüm. Şunu net olarak söyleyebilirim:

En iyi "growth" çalışmaları, aslında çok iyi pazarlamaydı. Hedef kitleyi derinden anlıyorlardı. Tekliflerini net ifade ediyorlardı. Ve metriklerin arkasındaki insan davranışını okuyabiliyorlardı.

Growth vs. geleneksel tartışması biraz yapay. İkisi de aynı soruyu soruyor: Doğru insana, doğru mesajla, doğru anda ulaşıyor musun? Fark sadece bu soruyu ne hızda ve hangi araçlarla yanıtladığında.

Bugün ne yapardım farklı?

Kariyerimin başında "en iyi taktikleri bulmak" üzerine çok zaman harcadım. Şimdi aksiyondan önce daha fazla zaman harcadığım yer şurası:

Growth marketing iyi bir araç. Ama altında güçlü bir strateji olmadan, hızlı koşturan ama yanlış yöne giden bir makineye dönüşüyor.